| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

etkinliklerle matematik

Yazılar

ÖSS sistemi değişiyor ders sınavları geliyor

Üniversiteye giriş sisteminde 2010 yılından geçerli olmak üzere değişiklik yapmaya hazırlanan Yükseköğretim Kurulu (YÖK), iki aşamalı sınav sistemi getirmeye hazırlanıyor. Önceki gün yapılan YÖK Genel Kurulu'nda ele alınan ancak son kararı 15 gün sonraya bırakılan yeni sistem, yabancı dilin dışında 4 ayrı ders sınavı yapılmasını öngörüyor.

ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan'ın sunumunu yaptığı yeni üniversiteye giriş sisteminin ilk aşamasını 1999'a kadar uygulanan ÖSS'ye benzeyen bir 'baraj sınavı' oluşturuyor. Öğrencilerin lisede edindiği temel bilgilerini sorgulayacak ve kolay soruların olacağı 'yükseköğretime geçiş sınavı' ile meslek yüksekokulları ve açıköğretim programlarına girilecek. Yine bu sınavda belli bir puanı geçenler ise ikinci aşama sınavlarına girmeye hak kazanacak. İkinci aşamada geometrinin de içinde olduğu 'matematik', fizik, kimya ve biyolojiden oluşan 'fen bilimleri', tarih, coğrafya ve felsefeden oluşan 'sosyal bilimler' ve 'edebiyat' ile 'yabancı dil' sınavları olacak. Bu sınavlarda öğrencilere detaylı ve şimdikinin iki katı civarında sorular yöneltilecek. 3 saati bulacak bu sınavlar, iki hafta sonunda gerçekleştirilecek.

Öğrencilerin bu sınavlardaki başarılarına göre fizik, kimya, tarih gibi her dersin ayrı puanları hesaplanacak. Sınavlar sonucunda öğrencinin elinde 20-30 çeşit puan olacak. Bu puan türlerine uygun olarak fakültelerin hangi puan türlerine göre öğrenci alacağı yeniden belirlenecek. Böylece bir mühendislik fakültesi fizik ağırlıklı öğrenci alırken, diğeri kimya veya geometri ağırlıklı puanla öğrenci alabilecek. Normal şartlarda bir öğrenci girmek istediği fakültelerin istediği puan türüne göre 4 testin ikisine girecek. Ancak isteyenlerin 3. ve 4. sınavlara girmesinin önünde bir engel olmayacak. Yeni sistemde meslek liselerinden meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş uygulaması da kaldırılacak. Meslek lisesi öğrencileri de baraj sınavına girerek meslek yüksekokullarına yerleştirilecek.

Baraj sınavı sadece meslek lisesi veya sadece açıköğretim programlarına gidecek öğrenciler ile sınava öylesine giren öğrencileri eleyecek. Matematik, fen bilimleri gibi sınavlara 200 bin civarında, sosyal bilimler ve edebiyat ders sınavlarına ise 500-600 bin civarında öğrenci girecek.

2009 ÖSS'de uygulanacak değişiklikler için çalışmalar sürerken, bu yıl için katsayıyı değiştirmeden meslek lisesi öğrencilerinin tercih edebileceği fakülte sayısının artırılması üzerinde duruluyor. Sınavsız geçişin kaldırılması için hazırlanan kanun değişikliğinin yetişmesi halinde bu yıl da meslek lisesi öğrencilerinin ÖSS'ye girmesi, ancak sınavda başarılı olamasalar da tamamının yüksekokullara yerleştirilmesi öngörülüyor.

bu soruyu büyükler bile çözemedi

İlköğretim okulları 3’üncü sınıflara dağıtılan ‘İlköğretim Matematik 3 Öğrenci Çalışma Kitabı’nda yer alan mantık sorusu tartışma çıkarttı.

MİLLİ Eğitim Bakanlığı tarafından ilköğretim okulları 3’üncü sınıflara dağıtılan ‘İlköğretim Matematik 3 Öğrenci Çalışma Kitabı’nda yer alan mantık sorusu tartışma yarattı. Bu sorunun ilköğretim üçücü sınıf öğrencileri için ‘kazık soru’ olduğu belirtilirken, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü, konuyu Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu'na iletme kararı aldı.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İlköğretim Okulları için, Hülya Nalan Mamaç, Nevzat Ünsal ile Fatma Derya Yavuz’un yazdığı yeni müfredata göre hazırlanan İlköğretim 3’üncü sınıf Matematik Öğrenci Çalışma Kitabı’nın 85’inci sayfasındaki soru dikkat çekti. Kitapta, ‘İlginç’ başlığıyla verilen soru şöyle:

“Levent ve Bülent oğullarıyla balık tutmaya gittiler. Levent oğlunun tuttuğu balığın iki katı kadar balık tuttu. Bülent de oğlunun tuttuğu balığın iki katı kadar balık tuttu. Toplam 21 balık tutulmuştu. Levent’in oğlunun adı Mert’ti.
- Bülent’in oğlunun adı nedir?
- Her biri kaç balık tutmuştur?”


TALİM TERBİYE KURULU'NA İLETİLDİ

Konya İl Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin, yeni müfredatta ezberciliğin yerine çocukların araştırmaya yönelik bir eğitim görmelerinin hedeflendiğini söyledi. Kitapta yer alan ‘kazık soru’ ile ilgili uzmanlarla değerlendirme yaptıklarını belirten Halil Şahin şunları söyledi:
“Sorunun soruş şekli, rakamların içerisinde verilen bilgiler, bir babanın evladının isminin ne olup olmadığı yok. Herkesin soruyu görür görmez cevabı şu diyeceği bir şey yok. Arkadaşlarımızla toplanıp konuyu Talim Terbiye Kurulu'na iletme kararı aldık.”

sorunun orjinal hali

soru 

2008’in ilginç 10 bilimsel araştırması

HİÇ” i hapsetmek

Akıl almaz bir saçmalık gibi geliyor, ama iki araştırma ekibi gazın içine “hiçbir şey” hapsederek onu bir saniye sonra dışarı çıkarmaya başardı. Bilim insanları daha önceki tuhaf bir araştırmayla da vakumun içinde ışığı durdurarak, yeni kuantum bilgileri ve telekomünikasyon teknolojilerinde önemli bir adım atmışlardı. Araştırmacılar ışığı durdurmak için yoğun ve sürekli bir lazer ışınını gazın atomlarına ışınlamışlardı. Bu “kontrol ışını” atomları lazer ışığının atımını başka bir dalga boyuna geçirerek gaza girmesini sağlamıştı. Atımı yakalamak isteyen araştırmacılar kontrol ışınını çalıştırarak, atımın kendi kendine atoma girmesini sağlamışlar. Bunu tekrarlamak için de kontrol ışını yeniden çalıştırılmış. Bu şekilde vakumu depolamak çocuk oyuncağı gibi geliyor.

Aynı işlemleri takip edip atımı kullanmadığınız zaman, “hiç” depolarsınız. Fakat Calgary Üniversitesi'nden Alexander Lvovsky ve Tokyo Teknoloji Enstitüsü'nden Mikio Kozuma“sıkıştırılmış vakum” / “squeezed vacuum” olarak adlandırılan özel bir “hiç” depoladı. Bunun ne olduğunu görmek için normal ışık dalgasıyla yola çıkmak geriyor. Bu klasik anlamda elektromanyetik alanlı, başı ve sonu eşit alanı kaplayan yumuşak dalgadır.

Fakat kuantum mekaniğinde her şey biraz daha karmaşıktır. Işığın kesin yüksekliği belirsizleşir ve dalgalar daha az belirgindir. Fizikçiler bu belirsizliği değiştirmeyi öğrenmişlerdi. Mesela başını küçültüp, sonunu büyülterek. Bu şekilde “kısmi sıkıştırılmış ışık” elde edilir. Bu ışık yoğunluğunun sıfıra dönüştüğü farz edildiğinde, kendisi yok olur ama belirsiz kalıntılar sıkıştırılmış vakumu oluşturur. Lvovsky ve Kozuma'nın depoladıkları da bu. Sıkıştırılmış vakumdan atım elde etmek için araştırmacılar optik parametrik yükselticiden yararlanmış.

 

Titreşimler solucanları topraktan çıkarıyor

Solucanlar yağmurlu havalarda toprağın üzerine çıkar. Amerika'da Carlton Üniversitesi'ndenJayne Yack, solucanların aslında titreşimlerden kaçtıklarını ortaya koydu. Deneylerde toprağın otuz santim kadar içine bir sopa yerleştirildikten sonra, üzerine metal bir nesneyle vurulmuş. 500 hertz kuvvetindeki seslerin on iki metrelik bir alanda titreşimler yaydığı ölçülmüş. Solucanlar gerçekten de bir ila bir buçuk dakika sonra topraktan çıkmışlar. Sinyalin kuvvetli olduğu yerlerde ise daha çok solucan çıkmış toprak üzerine ve bunlar bir süre yeniden toprağa girmekten kaçınmış. Yack ve arkadaşları sadece bir deney sırasında 41 solucan toplamış.

Bu solucan refleksinin nedeni kesin olarak bilinmese de, araştırmacılar hafif yağmur damlalarının benzer bir frekansta titreştiğini söylüyor. Solucanlar yağmurda da toprağın üzerine çıkıyor. Diğer bir teoriye göre, solucanlar köstebeklerden kaçıyor. Ken Catanias, solucan toplayıcılarının kullandıkları bir aletin gerçekten de köstebek sesini taklit edip etmediğini öğrenmek için, solucanların ve köstebeklerin bol olduğu bir alanda solucanları incelemiş. Özel aletin meydana getirdiği titreşimlerle toprağın üzerine çıkan solucanlar, kendileri için tehlike oluşturan kuşlara rağmen bir süre toprak üzerinde gezinerek, sözde köstebeklere izlerini kaybettirdikten sonra başka bir yerden yeniden toprağa girmişler.

 

Beyin, elimizdeki aleti bedenimizin bir parçası görüyor

Alet kullanmak insanlar için çok doğal, ancak alet kullanabilen hayvan sayısı çok az. Peki primatlar alet kullanmaya nasıl başladı? Parma Üniversitesi sinirbilimcisi Giacomo Rizzolatti, beynin aleti bedenin bir parçası olarak gördüğünü buldu. Dört esnek parmağa ve kavrayıcı başparmağa sahip primatlar alet yapmaya daha yatkın. Daha önceki araştırmalarla bu etkinliklerin F5 olarak adlandırılan beyin bölgesi tarafından kontrol edildiği öğrenilmişti. El, açılıp bir nesneyi kavramaya hazırlandığında, F5 bölgesindeki nöronlar sinyal gönderiyor. Sinirbilimcilerine göre nöronlar el hareketini kontrol etmek için kodlanıyor. Rizzolatti ve ekibi beynin el becerisini ne şekilde geliştirdiğini bulmak için, makak maymunlarına 6-8 ay içinde yiyecekleri bir kıskaçla almalarını öğretti ve beynin F5 bölgesindeki 113 nöronun ve F1 bölgesinin etkinleştiğini gördü. Oysa bu nöronların sadece elin hareketiyle harekete geçtiği biliniyordu. Bu da beynin aleti bedenin bir parçası olarak gördüğünü açıklamakta.

 

İki ayak üzerinde daha hızlı

Batı Avustralya Üniversitesi'nden Christofer Clemente, Avustralya'da yaşayan on altı kertenkele türünün iki ayak üzerinde daha hızlı koştuklarını buldu. Hızlı hareket yetisi sayesinde bedenin ağırlık noktası arkaya kayıyor. Clemente genelde iki ayak üzerinde koşanlarla hep dört ayak üzerinde koşan kertenkeleleri karşılaştırınca, hızlanma ve ön ayakların yerden kalkması arasında doğrudan bir ilişki keşfetmiş. Tüm kertenkeleler belli bir hızdan sonra ön ayaklarını havaya kaldırıyor. Beden ağırlık noktasının değişmesine bağlı olarak kertenkelenin bedenine bir dönme kuvveti etkimekte. Bu kuvvet onları yerden kaldırarak iki ayak üzerinde koşmalarını sağlıyor. Ancak iki ayak üzerinde koşunun onlara ne gibi avantaj sağladığı henüz bilinmiyor.

 

'Hayali uzak etki', ışıktan 10.000 misli hızlı

Cenevre Üniversitesi fizikçisi Nicolas Gisin ve arkadaşları Einstein'ın “hayali uzak etkisi”ni ölçmeye çalıştı. Albert Einstein altmış yıl kadar önce birbirinden çok uzakta bulunan iki parçacığın kuantum hallerinin, sanki hep bağlantı halindeymiş gibi eşit olabileceğini öne sürmüştü. Teoriye göre, bir parçacığın durumu değiştiğinde diğeri de değişiyordu. Peki böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? Değişen kuantum haliyle ilgili bilgi sonsuz bir hızda bir parçacıktan diğerine mi geçiyor?

Gisin ve ekibi kuantum bilgilerinin hızını saptamak için, birbirine bağlı çiftler oluşturarak, bunları on sekiz kilometre uzunluğunda bir cam elyaf kablo üzerinde zıt yönde hareket ettirdi. İki İsviçre köyüne uzanan uçlarda fotonlar interferometre olarak bilinen bir ölçüm aletine ulaşıyordu. 24 saat aralıksız süren ölçüm sonuçlarına göre, fotonlar aynı anda hedefe ulaşırken hep bağlantı halinde kalıyor. Buna göre fotonların hareket hızı ışıktan en az 10.000 misli hızlı. Fizikçiler bu sonuca ulaşabilmek için dünyanın hızını soyut bir koordinasyon sisteminde tahmin etmeleri gerekiyordu, çünkü bu hareket sonucu etkilemekte. Böyle bir referans sistemi olsaydı ve dünya bunun içinde ışık hızının binde biri hızla hareket etseydi, kuantum bilgisi ışıktan en az 10.000 misli hızlı akardı, diyor araştırıcılar.

 

Koloni için kendisini feda eden karıncalar

Polonya'daki Krakov Üniversitesi'nde Adam Tofilski ve arkadaşları, Brezilya'daki şekerkamışı tarlalarında ilginç bir gözlem yaptı. Burada yaşayan forelius pusillus türü karıncalar yeraltındaki yuvalarına girip üzerini kumla örttüklerinde, bazıları dışarıda kalarak geriye kalan tüm boşlukları dolduruyor ve bu şekilde dışarıda kalıyorlar. Araştırmacılar ertesi gün dışarıda kalan karıncaların ortadan kaybolduğunu görünce, daha sonraki akşamlar dışarıda kalan karıncaları plastik bir kutuya koymuşlar. Bu şekilde toplanan yirmi üç karıncadan sadece altısı sabaha kadar yaşamış, diğerleri bitkinlik yüzünden ölmüş.

Bu durum, karıncaların kolonilerini korumak için hayatlarını feda ettikleri anlamına geliyor. Ölümle sonuçlanan bu görevi üreme yetisi olmayan karıncılar yerine getiriyor. Kendileri üremese davranışlarıyla annelerinin daha fazla üremelerine yardımcı oluyorlar. Tofilski, yuvayı kapatanların genelde yaşlı veya hasta hayvanlar, yani zaten yaşama şansı fazla olmayan karıncaların olduğunu tahmin ediyor. Yuvanın kimden veya neden korunduğu ise henüz bilinmiyor. Bilim insanları yuvanın diğer karıncalardan veya yağmurdan korunma amacıyla örtüldüğünü sanıyor.

Beynimiz bizden önce karar veriyor

Berlin Charite Enstitüsü ve Bernstein Hesaplamalı Sinirbilim Enstitüsü'ndeki araştırmalar sırasında, insanların bilinçli olarak bir şeye karar vermelerinden birkaç saniye önce, beyinde bu kararın etkinlikleri okundu. Dylan Haynes ve arkadaşları, görüntüleme tekniklerinin yardımıyla bilinçli bir kararın ne şekilde alındığını inceledi. Bu şekilde beyindeki birçok sürecin bilinçsiz olarak işlediği anlaşıldı. Deneyler sırasında katılımcıların önlerindeki tuşa basarak bir soruya yanıt vermelerinden yedi saniye önce alnın arkasındaki frontopolar korteksteki etkinlikten katılımcıların hangi eli kullanacağını anlamış. Gerçi bu etkinlik katılımcıların davranışlarını yüzde yüz doğru öncelemiyor ama, doğru öncelemeler daha fazlaydı, diyor bilim insanları. Bu da kararın belli bir süre önce bilinçsiz olarak alındığını, ama bunun her zaman son karar olmadığını göstermekte. Bu korteksteki karar sürecinin hazırlanmasından sonra bilgiler hareketin yerine getirilmesi ve yerine getirilme zamanının saptanması için diğer beyin bölgelerine iletilmekte. Araştırma, kişi tarafından alınan kararların beyinde bu kadar önce hazırlanıyor olmasını göstermesi açısından önemli.

 

Ani renk değişimiyle mesajlaşma

Bukalemunun kamuflaj için rengini değiştirdiğini herkes bilir. Fakat Melbourn Üniversitesi zooloğu Devi Stuart-Fox, KwaZulu Natal Üniversitesi biyoloğu Adnan Moussalli, renk değişimin aslında kamuflajdan çok, bir iletişim aracı olduğunu keşfetti. Güney Afrika'da yaşayan yirmi bir cüce bukalemun türü incelenmiş. Bu türlerden bazılarının renk paleti daha zengindir ve insan gözünün görmediği kızılötesi renkleri de kullanır. Araştırmacılar renk değişim derecesini, renklerin çekiciliğini ve bukalemunun rengi ve üzerinde bulunduğu zeminin rengi arasındaki farkları hesapladıklarında, en belirgin renk değişiminin iki erkek bukalemunun karşı karşıya gelerek birbirlerini etkilemek istediklerinde meydana geldiğini görmüşler.

Eğer renk değişimi kamuflaj amaçlı olsaydı en büyük renk değişiminin o anda gerçekleşmesi gerekirdi, diyor bilim insanları ve bu yetinin daha çok iletişim ihtiyacına bağlı olarak geliştiğine inanıyor. Bukalemunlar hızlı reaksiyon süresi sayesinde sinyalleri parlak renkleriyle iletebiliyor. Bu çok kısa süreli renk değişimi mesaj iletimi için yeterli olsa da düşmanlar bu değişimi fark etmiyorlar bile.

 

Doğal afetlerle biçimlenen uygarlıklar

Amerikalı jeolog Eric Force'a göre, uygarlıkların gelişiminde tektonik süreçler önemli bir rol oynuyor. İddia pek de yersiz değil. Force ilk önce haritada, arkeologlar tarafından saptanan 13 önemli uygarlığın filizlendiği yerleri işaretledi. Bunlar Batı Avrupa'da Roma'dan Girit'e, Orta Doğu'da Memfis'ten Kudüs'e ve Hindistan ve Çin'deki tarihi yerlere kadar uzanıyordu. Force bu bölgelerin, deprem, tsunami ve volkanik püskürme gibi tehlikelere rağmen genelde tektonik yarıkların 75 km, yakınında kurulduğunu fark etti. Gerçi tektonik levhaların kırılma bölgelerine uzak kurulan uygarlıklar, insanların doğal afetlerle boğuşmak zorunda kalmamaları nedeniyle daha uzun ömürlü olmuştu, fakat daha sonraki kültürlerin gelişiminde etkili olan uygarlıklar bu sınırlara daha yakın kurulmuş.

Aslında bu konuyla ilgili çok teori vardı. Jeologlar, kırılma bölgelerinde suyun bulunduğunu biliyor örneğin. Volkanlar ise verimli topraklar sunuyor. Force bu araştırmasından sonra ilginç bir açıklama getirdi. Ona göre yaşlılar, çocuklarına tehlikelere ve değişimlere hazırlıklı olmalarını öğreterek, yeni nesillere depreme daha iyi dayanan yapılar inşa etmelerini veya besinlerini depolamak için daha iyi yollar bulmalarını öğütlüyordu.

 

PENÇELİ SÜPER KURBAĞA

Neredeyse yüz yılı aşkın bir süredir Arthroleptidae ailesine ait kurbağa kalıntılarını inceleyen bilim insanları, kemiklerin üzerindeki sivri çıkıntıların işlevini bir türlü anlayamamışlardı. Fakat Harvard Üniversitesi biyologu David Blackburn, Kamerun'daki arazi araştırmasında bu kurbağa ailesinin canlı üyeleriyle karşılaşınca bu çıkıntıların ne işe yaradığını gördü.

Biyolog yumruk büyüklüğündeki kurbağayı eline alınca hayvan birden arka ayaklarıyla tekmelemeye başlayarak elini tırmaladı. Kurbağayı inceledi, arka ayaklarının ucunda deriden dışarıya fırlayacakmış gibi görünen çıkıntılar fark etti. Bu pençeler ilginç bir şekilde deriyi delip geçiyor. Pençelerin tam olarak ne şekilde işlediğini ve hangi türlerde bulunduğunu araştırdı ve orta Afrika'daki 11 türde bu tür pençelerin bulunduğunu saptadı. Bu kurbağaların parmak uçlarındaki kemikler son derece sivri ve hafif kıvrıktı. Bunların ucunda ise parmak kemiğine zengin kolajen içerikli bir salgıyla tutunan yumrular vardı. Kurbağa belli başlı ayak kaslarını gerdiği zaman, sivri kemik, koruyucu yumrudan ayrılarak deriden dışarı fırlıyor. Araştırmacılar bu kurbağaların bir tür yenileme yetisine sahip olduklarını düşünüyor.

Yeni sistemde öğrenme yaklaşımı

Anne babalara tavsiyeler

İlköğretimde öğrencilerin başarısı için öğretmene düşen görevlerin yanında anne-babaya düşen görevler de vardır. Fakat başarıda asıl belirleyici unsur öğrencinin kendisidir. Öğretmenlerin önemli bir kısmı, mesleğe başladıktan uzun yıllar sonra geri dönüp baktıklarında ilk öğretmenlik yıllarında ilkokul öğretmenlerinin davranışlarını taklit ettiklerini fark ederler. Bu durum bize ilköğretimin öğrenci için ne anlam ifade ettiği konusunda önemli ipuçları vermektedir.

Öncelikle çocuklarımızın yüksek başarısı için inanmamız ve farkında olmamız gereken ilkeler şunlardır:

Her çocuk kendine özgü yaratılmıştır. Öğrenme süreci her öğrencinin öğrenmesini kolaylaştıracak şekilde tasarlanmalıdır.

"Öğrenmeyi öğrenme" becerisini kazandırmak öncelikli hedeftir. İnsanlara her gün bir balık vereceğimize balık tutmasını öğretmeliyiz. Bunun için okuma alışkanlığı yoluyla bilgi ve kavramlar; karakter eğitimi yoluyla değerler; uygulama yapılması yoluyla beceriler geliştirilmelidir.

Her bilgi, öğrencinin kendisi tarafından keşfedilmelidir. Öğretmen ve anne-baba öğrenmek amacıyla soru sorarak (imtihan etmek için değil), görüş alışverişinde bulunarak, öğrencinin düşünme ve bilgiyi keşfetme becerisini geliştirmelidir. Hiç bir bilgi sizin keşfettiğiniz bilgi kadar değerli değildir. Tanımlardan uzak durmalı, çocuğa sorular sorarak cevapları bulması sağlanmalıdır.

Daha iyi öğrenme sonuçları elde edebilmek için öğrencilerin öğrenmeyi istemeleri sağlanmalıdır. Bunun için öğrencinin öğrendiği önceki bilgileri hatırlaması sağlanmalı ve bu bilgileri kullanmasına fırsat verilmelidir. İnsanın bilgileri hatırladığını ve onları kullanarak bir eser ortaya koyduğunu görmesi, öğrenmek için daha istekli olmasını sağlar.

Her çocuk farklı yaratılmıştır. Dolayısıyla her çocuk farklı yöntem ve teknikle daha iyi öğrenir. Öncelikle öğrencinin hangi yöntem ve teknikle öğrenebildiğini tespit ederek eğitim - öğretim materyallerimizi bu özelliklere göre hazırlamalıyız. Örneğin; görerek ve duyarak öğrenen bir çocuk için not tutturarak (yazdırarak) öğretmeye çalışmak tam bir işkenceye dönüşecektir.

Anne-babalar olarak neler yapmalıyız

Çocuklarımızı  en iyi biz tanıyoruz. Okulla ilgili hoşlandığı veya hoşlanmadığı şeyleri onlarla konuşmalıyız. Başarısızlık nedenlerini tespit etmeliyiz. Öğretmenleri ve rehber öğretmenleriyle iletişim kurarak yüksek başarı kazandıracak yöntem ve tekniklerde mutabık kalmalıyız.

Henüz derste işlenmemiş yeni konuları öğretmeye çalışmamalı bunu öğretmenlerimize bırakmalıyız. Görevlerde (ödevlerde) sadece yönlendirici soru sorarak ve geçmiş öğrenmelerini hatırlamasını sağlayarak katkıda bulunmalıyız. Çünkü beyin tembelliği alışkanlık haline gelebilir. Bu bizim görevimiz değil çocuğumuzun görevidir.

Eğer öfkelenmeyeceksek çocuğumuza katkı yapmaya çalışmalıyız. Çocuğumuzun en büyük korkularından biri bizim sevgimizi ve güvenimizi kaybetmektir. Küçümseme, eleştirme, yargılama, emsalleriyle karşılaştırma, başarısızlıkla suçlama, çocuğumuzun özgüvenini kıracak, önemli yeteneklerinin körelmesine neden olacaktır. Her fırsatta onu takdir ettiğimizi fark ettirmeliyiz.

Varsa okulla ilgili yaşadığı duygusal sorunlarında çocuğumuza yardımcı olmalıyız. Bunun için çocuğumuza özel zamanlar ayırmalı; onunla konuşmalı, dertleşmeliyiz. Çünkü öğretmenini ve arkadaşlarını sevmesi yeni öğrendiği bilgi ve becerileri de severek kullanmasına katkıda bulunacaktır.

En önemli görevimiz örnek olmaktır. Düzenli olarak okuyarak örnek olmalıyız. Televizyon ve vb. eğlence araçlarını önce kendimiz sonra çocuklarımız için sınırlandırmalıyız. Bilgi kavramlarla öğrenilir. Okumak, kelime ve kavram hazinemizi arttırarak daha hızlı ve kalıcı öğrenmemizi sağlar.

Hayat boyu öğrenme için, "öğrenmeyi öğrenme" becerisini kazandırmak en önemli hedefimiz olmalıdır.

Nasıl daha başarılı olabilirsiniz?

Sevgili gençler; Bugüne kadar başarılı olan pek çok insanın hayat hikâyesini öğrenmiş veya duymuşsunuzdur. Peki, onları hayatın akışı içinde kaybolup giden başarısız insanlardan ayıran neydi biliyor musunuz?

"Eğer bir işi başarabileceğine inanıyorsan, ne kadar güç olursa olsun, başarırsın. Ama kendini, dünyadaki en basit bir şeyi yapamayacak biri olarak görürsen, köstebek tepecikleri bile senin tırmanamayacağın kadar yüksek tepeler halinde görülür."

Emile Coue'nun bu sözleriyle sorumuzu yanıtladığımızı düşünüyorum. Unutmayın sevgili gençler; sizleri de ÖSS'ye hazırlanırken diğer arkadaşlarınızın gerisinde bırakan birçok olumsuzluk sayabiliriz. Ama bunların hiçbiri başarısızlıkta tek etken değildir. Sizler hayatta hangi işe teşebbüs ederseniz edin, önünüzdeki en büyük engel yine sizsiniz. Çünkü teşebbüs ettiğiniz işle ilgili kafanızda yarattığınız olumsuz düşünceler, içinden çıkamadığınız başaramama korkusu, güvensizlik, yetersizlik endişesi vb. bütün bunlar aşılması zor olan büyük engellerdir ve ne yazık ki, bunların hepsinin mimarı yine sizsiniz. Pek çok kişi bu tür olumsuzluklara yol açan zihin durumunu ve aklından geçenleri kontrol edemeyeceğini düşünür. Oysa zihinsel faaliyetlerinizi ve davranışlarınızı, rahatlıkla kontrol edebilecek kapasitedesiniz. Peki, bunu nasıl yapabilirsiniz? Tabii ki bilinçaltını kullanarak... Çünkü bilinçaltı pek çok yönden inanılmaz derecede güçlü olmasına rağmen insanı kolaylıkla da şaşırtılabilmekte ve söylenen her şeye inanabilmektedir. Bilinçaltınızı yönlendirmek tamamen sizin elinizdedir. Eğer sizler başaramama korkusuyla yatıp kalkarsanız ve "konu eksiğim çok fazla, sürekli dikkatsizlik yapıyorum, sınavlarda hep heyecanlanıyorum, yine başaramayacağım"  tarzında olumsuz düşünceleri dile getirirseniz bilinçaltınız söylediğiniz bu sözlere inanır ve ne yazık ki korktuğunuz şey başınıza gelir başarısızlık! Bu nedenle başaramama korkusunu ve beraberindeki bütün olumsuz düşünceleri zihninizden silip atın. Siz sadece olumlu şeyleri düşünmeye gayret edin, başardığınızı ve bunun sonucundaki olumlu her şeyi hayal edin yani kısaca başarıyı içinizde yaşamaya çalışın. Göreceksiniz her şey daha güzel olacak!

Sevgili gençler; insanlar inanmadıkları şeylerin peşinden koşmazlar. Çünkü inanç olmazsa yapılan hiçbir işten verim alınamaz. Aynı şekilde siz de ÖSS'yi kazanacağınıza gerçekten inanırsanız bu sizin çalışma potansiyelinizi belirler ve sizi inanılmaz derecede güçlü ve enerjik yapar. Henry Ford'un dediği gibi: "Yapabileceğinize de inansanız, yapamayacağınıza da inansanız haklı çıkarsınız."

İşte bu nedenle başarınıza engel olacak her türlü olumsuzluğu içinizden uzaklaştırın, elinizin tersiyle bir kenara itin ve bu tür olumsuz düşünceleri kendinize yasaklayın. Güçlü olun. Gerçekten isterseniz kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. Artık bütün olumsuzlukları süresiz bir tatile göndermenin zamanı geldi de geçiyor. Derin bir nefes alın ve ileriye doğru bakın, başarı sizi bekliyor.

Peki, hedef belirlemek size ne kazandırır?

4 Hedef belirleme kendinizi kontrol altında tutmanıza imkân sağlar.

4 Sizi gelişigüzel olayların akışına kapılmaktan alıkoyar.

4 Sizde belirlediğiniz hedeflere ulaşmak için davranış biçimleri geliştirir.

4 Tertipli ve düzenli olursunuz.

4 Planlı ve programlı çalışma alışkanlığı kazanırsınız.

O halde bir an önce hedefinizi netleştirin. İleride ne olmak istiyorsanız bunu büyük bir kâğıda yazın ve size bunu sürekli hatırlatması için çalışma masanızın tam karşısına asın. Bu davranış, hedefinize ulaşma yolunda uyarıcı görevi yapacak ve sizi sürekli canlı tutacaktır. Başarılı olmuş insanların tamamı belli hedefleri olan insanlardır.

Mevlana ne güzel söylemiş: "Gayesi olmayanın varlığından şüphe ederim". Aslında hedef belirleyememek bir yerde kendine güvensizliğin işaretidir de. Ne yazık ki, üniversiteye hazırlık süreci kendine güvensizliği affetmez. Sizler gideceğiniz limanı bilmelisiniz. Rüzgârı arkanıza alarak geleceğe ümitle yürümelisiniz.

Sevgili gençler, hedef belirlemek şart dedik ama doğru hedefi belirleyebilmek çok önemli. Ulaşamayacağınız hedeflerle asla zaman kaybetmeyin. Çünkü gücünüzü aşan hedefler sizi başarısızlığa ve dolayısıyla da mutsuzluğa sürükler. Güveninizi kaybedersiniz ve çalışmanız gereken derslerden uzaklaşırsınız. Sadece gerçekçi bir hedef sizi başarıya ulaştırır. Bu nedenle kendinize karşı dürüst olun. Gücünüzü ve olanaklarınızı doğru tespit edin. Bu sizi gerçekçi bir hedefe ulaştıracaktır.

Önce hedefinizi belirleyin!

"Amacını açık seçik belirlememiş bir kişi dümeni olmayan bir gemiye benzer. Gemi sürekli yol alır, içindekiler çalıştıklarını zannederler. Ancak geminin akıbeti şans ve kadere kalmıştır. Böyle bir gemi kayalara çarparak parçalanacağı gibi, hiç ilgisiz bir limana da gidebilir. Hiçbir rüzgâr onun için yararlı olamaz." Seneca

Her insanın kendine özgü yaşam hedefleri vardır ve herkes bu hedeflere ulaşmak ister. Hedef belirlemek insanların zihinlerindeki bulanıklığı ortadan kaldırır ve düşüncelerini netleştirir. Bu nedenle hedefi belli olan öğrenciler hedeflerine doğru ilerlerken, hedefleri olmayan öğrenciler de Seneca'nın da söylediği gibi rotası belli olmayan bir gemi gibi yaşam denizinde amaçsız bir şekilde dolaşır dururlar. Bu amaçsızlık ne yazık ki yer yer ümitsizliğe ve ÖSS için yeterince çalışamamaya da neden olur. Unutmayın ki başarıya ulaşmanın ilk şartı, hedef belirlemektir. Öyleyse önce yaşamdan ne beklediğinize karar vermelisiniz ve rotanızı çizmelisiniz.

milli gazete

ÖSS değişikliği kapıda

YÖK'ün perşembe günü yapacağı ÖSS değişikliği ile ilgili toplantıda, 2009 yılı için meslek liselilerin kendi alanlarında yükseköğretim programlarına devamının sağlanması bekleniyor..

Yüz binlerce öğrencinin heyecanla beklediği ÖSS değişikliğiyle ilgili karar için geri sayım başladı. Meslek liselilerin kendi alanlarıyla ilgili bölümlere girişlerinde yaşadıkları katsayı dezavantajının kaldırılması bekleniyor. ÖSS değişikliğiyle ilgili çalışma kapsamında YÖK'e 70'i üniversitelerden diğerleri dernekler, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve kişilerden olmak üzere 400'e yakın görüş geldi. YÖK'te oluşturulan komisyon gelen önerilerde ortak şikâyet konularını tespit etti. YÖK Genel Kurulu'na sunulmak üzere alternatifli raporlar hazırlandı. Perşembe günü toplanacak YÖK Genel Kurulu üyeleri 2009 yılı için kısmi, 2010 yılı içinse kapsamlı değişiklik içeren bu raporları değerlendirecek.

2009 DEĞİŞİKLİĞİ 
Buna göre bu yıl yapılacak ÖSS'de meslek lisesi mezunları öncelikle yeni kurulan uygulama ağırlıklı teknoloji, sanat ve tasarım ile turizm fakültelerine yönlendirilecek. Ayrıca meslek lisesi mezunlarına kendi alanlarının devamı niteliğindeki bölümlere katsayı eşitliği ile geçme imkânı verilmesi bekleniyor. Bu durumda elektrik bölümünde okuyan meslek lisesi öğrencisi üniversitede de elektrikle ilgili bölümlere diğer liselilerle eşit koşullarda başvurabilecek. Ancak İmam Hatip Lisesi mezunlarının hangi alanlara devam edeceğiyle ilgili çalışma bir netlik kazanmadı. Bu konuya YÖK üyeleri karar verecek. Öneriler arasında meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girişlerini zorlaştıran katsayının kaldırılması veya "Makul bir seviyeye çekilmesi" de bulunuyor.

2010 DEĞİŞİKLİĞİ 
2010 yılında ÖSS sisteminde yapılacak kapsamlı değişikliğin de çatısı belirlenecek. YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı'nca önerilen lise bitirme sınavına sıcak bakıyor. Ortaöğretimi güçlendireceği ve ÖSS'ye girecek öğrenci sayısını azaltacağı için olumlu bulunan bu öneri kabul görürse üniversiteye iki aşamalı sınavla girilecek. Lise bitirme sınavını geçen öğrenciler kendisini ilgilendiren derslerden İngiliz modeli olarak ifade edilen ikinci bir sınava girecek. Buradan aldığı puanla tercih yapacak.
 
sabah 

Yüksek eğitim almak beynin dostu

Uzmanlar, yaşlandıkça hafızada görülen azalmanın, beyin hücreleri arasındaki ilişkilerin değişmesine bağlı olduğunu söylüyor. Araştırmalar, beynin aktif tutulmasının, onun canlılığını artırdığını ve sinir hücrelerini ve onların birbiriyle olan ilişkilerini koruduğunu gösteriyor. Bu arada eğitim seviyesinin az olmasının, hayat boyunca daha yüksek bir Alzheimer hastalığı riski anlamına geldiği de biliniyor. Uzmanlar bunun nedenini de hafızanın uzun süreli eksikliğine bağlıyor. Diğer bir ifadeyle yüksek seviyeli eğitim, muhtemelen beyin hücrelerini ve onların birbirleriyle ilişkilerini daha güçlendirdiği için, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu bir etki sağlıyor.

sabah 

Zihinsel engelliler için özel ders kitabı basılıyor

Milli Eğitim Bakanlığı, yarıyıl tatilinin ardından zihinsel engelli öğrencilerin yüzünü güldürecek. Çantalarında ders kitapları olmadığı için buruk bir şekilde okula giden çocuklar için özel kaynaklar hazırlanıyor.

 Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, ücretsiz verilecek kitapların ikinci döneme yetiştirileceğini söyledi.

Milli Eğitim Bakanlığı, yarıyıl tatilinin ardından zihinsel engelli öğrencilerin yüzünü güldürecek. Çantalarında ders kitapları olmadığı için buruk bir şekilde okula giden çocuklar için özel kaynaklar hazırlanıyor.

Kitaplar, 2. dönem başına yetiştirilecek. Böylece 242 okuldaki 10 bin zihinsel engelli öğrenci, derslerini daha kolay takip edecek. Uygulamanın 'bir ilk' olduğunu vurgulayan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, kitapların ücretsiz olarak verileceğini açıkladı. Çelik, şimdiye kadar kaynak ihtiyacı yaşayan özel eğitim öğretmenlerinin de dersleri yürütebileceğini kaydetti.

Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürü Ruhi Kılıç da "Zihinsel engelli öğrenciler, şimdiye kadar çantalarında ders kitabı olmadığı için üzülüyor, neden bizim kitabımız yok diyorlardı. Artık bu öğrencilerin çantalarında da ders kitabı olacak." dedi. Bugüne kadar öğretmenlerin ellerinde materyal olmaması nedeniyle kendi imkanlarıyla bir şeyler hazırlayıp çocukları eğitmeye çalıştığını anlatan Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yeni uygulama ile bugüne kadar fotokopilerle idare eden öğretmenlerin kaynak ihtiyacı giderilecek. 'Bu benim kitabım' diyecek öğrencilerin de aidiyet duyguları gelişecek."



Düzenlemeye göre zihinsel engelli öğrenciler için 'matematik, sosyal hayat, müzik, okuma yazma, toplumsal uyum becerileri, hayat bilgisi, dil ve konuşma, trafik ve ilk yardım ve beslenme bilgisi' gibi 13 ayrı ders kitabı basılacak. Talim ve Terbiye Kurulu'nun uygun bulduğu bu kitaplardan özel rehabilitasyon merkezlerine devam eden zihinsel engelliler ile özel sektörün açtığı okullardaki öğrenciler de yararlanabilecek. Yeni kaynakları, özür durumları biraz daha yüksek olan iş okulları ile 'eğitim uygulama okullarına' devam eden çocuklar kullanacak.

zaman

Meslek liseleri yeniden gözde

 

 Kriz ve mesleki eğitim projeleri, meslek liselerini yeniden gözde yaptı.

Türk sanayisinin ihtiyaç duyduğu nitelikli eleman sıkıntısını çözmek ve işsizlik problemine çözüm olmak için ayakkabıdan tekstile, gıdadan otomotive kadar birçok alanda başlatılan mesleki eğitim projeleri meyvelerini vermeye başladı. İş dünyasının ve vakıfların seferberliğiyle hayata geçirilen projelerle, son 2 yılda meslek liselerini tercih eden öğrenci sayısı yüzde 30, meslek yüksek okullarına giden öğrenci sayısı da yüzde 8 arttı. 2005-2006 eğitim öğretim yılında 482 bin öğrenci meslek yüksek okullarını tercih ederken, 2007-2008 eğitim öğretim yılında bu rakam yaklaşık 522 bine yükseldi. Meslek liselerine giden öğrenci sayısının ise 1 milyon 182 binden 1.5 milyona yükseldiği belirtiliyor.

Resmi rakamlara göre 2 milyon 548 bin kişinin işsiz olduğu Türkiye'de, sanayide uzun yıllardır kalifiye eleman sıkıntısı yaşanıyor. Yüksek Öğretim Kurumu, katsayı ve İmam Hatip Okulları üçgenine takılan meslek lisesi sorunu ise yıllardır sürüyor.

Referans Gazetesi öncülüğünde bu sorunun çözülmesi için Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 2004 yılında bir protokol imzalamıştı. Daha sonra ise iş dünyası işsizlik sorununu çözmek ve doğru işe doğru elemanı yetiştirmek için seferber olmuştu. Bu kapsamda kimi sanayici mesleki eğitime yönelik projeler geliştirirken, kimileri de vakıflar aracılığıyla kurdukları meslek okullarında sektörlerine yönelik ara eleman ihtiyacını gidermeye başladı. Tüm bu çabaların sonucunda, 2005-2006 eğitim öğretim yılında 482 bin öğrenci meslek yüksek okullarını tercih ederken, 2007-2008 eğitim öğretim yılında bu rakam yaklaşık 522 bine yükseldi. Meslek liselerine giden öğrenci sayısı ise 2005-2006 eğitim öğretim yılında 1 milyon 182 binden, 2007-2008 döneminde 1.5 milyona yükseldiği tahmin ediliyor.

ARTIK ELEMAN DA İHRAÇ EDİYOR

2006 yılında "Meslek Lisesi Memleket Meselesi" sloganıyla bir eğitim kampanyası başlatan Koç Holding de, projeyle bugüne kadar 6 bin öğrenciye burs ve staj imkanı sağlandı. Projesinin ardından meslek lisesine giden öğrenci sayısında yüzde 30 artış meydana geldiğini belirten Koç Holding Dış İlişkiler ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk Koordinatörü Aylin Gezgüç, Koç Holding olarak bugün kendi ihtiyaçlarının dışında iş dünyasına da eleman ihraç edecek bir noktaya geldiklerini söyledi.

Kavram Eğitim Vakfı Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Bahattin Durmuş da, son yıllarda meslek yüksekokullarına yönelen öğrenci sayısında artış olduğunu dile getirdi. Mesleki eğitimin Türk ekonomisi için ciddi önem taşıdığına dikkat çeken Durmuş, meslek yüksek okullarını özendirmek için daha cazip imkanlar yaratılması gerektiğini vurguladı. Durmuş kendi okullarından mezun olan öğrencilere yüzde 100 iş garantisi verdiklerini sözlerine ekledi.

KAYNAK VE KADRO SIKINTISI ÇÖZÜM BEKLİYOR

Mesleki eğitimi tercih eden öğrenci sayısındaki artışa rağmen meslek liselerinin yetersiz kadro ve kaynak sorunu devam ediyor. "Gençleri mesleki eğitime özendirmenin yolu, öncelikle meslek yüksekokullarını iyileştirmekten geçiyor" diyen Maltepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. İsa Eşme, bunun için kaynak ve kadro yetersizliğine çözüm bulunması gerektiğini söyledi. Meslek yüksekokullarındaki eğitimin, uygulama ağırlıklı olması gerekirken kuramsal ağırlıklı olduğuna dikkat çeken Eşme, uygulama ağırlıklı bir eğitim sistemi için de öğrencilerin çırak, kalfa ve ustaların eğitimi ile okullarda ve işletmelerde yapılacak mesleki eğitime ilişkin esasları düzenle yen 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu kapsamına alınması ve iş dünyasının desteğinin sağlanması gerektiğini kaydetti.

KRİZ SONRASINDA MESLEĞİ OLANLARIN ŞANSI OLACAK

Kriz nedeniyle binlerce kişinin işinden olduğu şu dönemde iş bulmak neredeyse imkansız gibi. Uzmanlara göre böyle bir dönemde mesleki okullardan uygulamalı eğitim alarak mezun olanların işe yerleştirilme olanağı düz lise ve üniversitelere oranla daha yüksek. APS Tekstil'in sahibi ve Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği eski başkanlarından Osman Benzeş, kriz döneminde sanayicinin ihtiyaç duyduğu konularda deneyimli olan öğrencilerin daha rahat iş bulabileceğini söyledi. Türkiye Deri Konfeksiyoncuları Derneği Başkanı Ramazan Hazal da Benzeş'le aynı görüşte birleşiyor. Kriz döneminde mesleki okullarda eğitim alarak işinin uzmanı olarak yetişmiş öğrencilerin diğer okullara oranla daha şanslı olduğuna dikkat çeken Hazal, "Örneğin bizim kurduğumuz Zeytinburnu İDMİB Deri Meslek Lisesi'nden mezun olan elemanlar bir deri atölyesinde mont dikecek durumdalar. Bu nedenle mezunlarımızın sektörde iş bulabilme olanağı yüzde 90. Şu an düz liseden mezun olan öğrencilerin ise bu kadar şanslı olduğunu söyleyemeyiz" dedi.

Referans

altın oranın görüldüğü ve kullanıldığı yerler

1) Ayçiçeği: Ayçiçeği'nin merkezinden dışarıya doğru sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının birbrine oranı, altın oranı verir.

2) Papatya: Papatya çiçeğinde de ayçiçeğinde olduğu gibi bir altın oran mevcuttur.

3) İnsan Kafası: Bildiğiniz gibi her insanın kafasında bir ya da birden fazla saçların çıktığı düğüm noktası denilen bir nokta vardır. İşte bu noktadan çıkan saçlar doğrusal yani dik değil, bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır. İşte bu spiralin ya da eğrinin tanjantı yani eğrilik açısı bize altın oranı verecektir. Aynı özellik tavşanlarda da vardır.

4) Kollar: İnsan vücudunun bir parçası olan kolları dirsek iki bölüme ayırır(Büyük(üst) bölüm ve küçük(alt) bölüm olarak). Kolumuzun üst bölümünün alt bölüme oranı altın oranı verceği gibi, kolumuzun tamamının üst bölüme oranı yine altın oranı verir.

5)Parmaklar: Ellerimizdeki parmaklarla altın oranın ne alakası var diyebilirsiniz. İşte size alaka... Parmaklarınızın üst boğumunun alt boğuma oranı altın oranı vereceği gibi, parmağınızın tamamının üst boğuma oranı yine altın oranı verir.

6) Mısır Piramitleri: Her bir piramitin tabanının yüksekliğine oranı yine altın oranı veriyor.

 7) Leonardo da Vinci: Bilindiği gibi Leonardo da Vinci Rönesans devri ünlü ressamlarındandır. Şimdi bu ünlü ressamın çizmiş olduğu tabloları inceleyelim. Mona Lisa: Bu tablonun boyunun enine oranı altın oranı verir. Aziz Jerome: Yine tablonun boyunun enine oranı bize altın oranı verir. 8) Cool Picasso: Picasso da Leonardo da Vinci gibi ünlü bir ressamdır ve resimlerinde bu oranı kullanmıştır.

9) Çam Kozalağı: Çam kozalağındaki taneler kozalağın altındaki sabit bir noktadan kozalağın tepesindeki başka bir sabit noktaya doğru spiraller (eğriler) oluşturarak çıkarlar. İşte bu eğrinin eğrilik açısı altın orandır.

 10) Deniz Kabuğu: Deniz kabuğunun yapısı incelendiğinde bir eğrilik tespit edilmiş ve bu eğriliğin tanjantının altın oran olduğu görülmüştür.

11) Tütün: Tütün Bitkisinin yapraklarının dizilişinde bir eğrilik söz konusudur. Bu eğriliğin tanjantı altın orandır.

12) Aynı özellik eğrelti otunda da vardır.

13) Elektrik Devresi: Altın Oran sadece Matematik ve kainatta değil, Fizik'te de kullanılıyor. Verilen n tane dirençten maximum verim elde etmek için bir paralel bağlama yapılması gerekir. Bu durumda Eşdeğer Direnç, yani Reş=altın oran olur.

 14) Salyangoz: Salyangozun Kabuğu bir düzleme aktarılırsa, bu düzlem bir dikdörtgen oluşturur (-ki biz bu dikdörtgene altın dikdörtgen diyoruz.-) İşte bu dikdörtgenin boyunun enine oranı yine altın oranı verir.

15) Mimar Sinan: Mimar Sinan'ın da bir çok eserinde bu altın oran görülmektedir. Mesela Süleymaniye ve Selimiye Camileri'nin minarelerinde bu oran kullanılmıştır.

16) Arı Kovanları: Arı kovanlarında yaşayan dişi arıların sayısının erkek arıların sayısına bölündüğünde hep aynı sayı elde edilir. Yani 1.618

17) Sanatta: Michelangelo, Albrecht Dürer, Da Vinci ve digerlerinin sanat eserlerinde, Altın Orana bilincli ve dikkatli bir baglılık sözkonusudur. Beethoven in Beşinci Senfonisinde, Bartok'un, Debussy'nin ve Shubert'in eserlerinde de gozükür. Stradivarius'un bile ünlü kemanlarındaki F deliklerinin yerlerini belirlemekte altın oranı kullandıgı bilinmektedir.

18) insanın boyunun bacak boyuna oranı.

19)Parmak ucu ile Omuz boyunun Parmak ucu ile Dirsek boyuna oranı. 20) Yüz yüksekliğinin yüz genişliğine oranı

21) Ağız genişliğinin burun genişliğine oranı

Sınavlarla ilgili önemli uyarılar

  • Soruları anlamamı azaltan nedenleri ortadan kaldırmak için neler yapabilirim?
  • Sesli okuma alışkanlığınızı bir kenara bırakarak, gözünüz ve beyninizle okumalısınız.
  • Gözünüzü tek tek kelimeleri görmek yerine, kelime gruplarını görmeye alıştırmalısınız.
  • Geri dönüşleri engellemek için okuduğunuz yazıya konsantre olmasını öğrenmelisiniz.
  • Asıl anlamı dile getiren kelimeler üzerinde yoğunlaşarak, gereksiz kelimelerle vakit kaybetmemelisiniz.
  • Detaylarla uğraşmak yerine sorudaki anafikri ortaya çıkarmalısınız.
Yazılı sınavlardaki başarımı test biçimindeki sınavlarda uygulayamıyorum. Test biçimindeki sınavlarda nasıl başarılı olabilirim?
  • Öncelikle test yönergesi dikkatlice okunmalıdır.
  • Yanlışlar doğruları götürecekse, yapılamayan sorulardaki yanıtlamalar tesadüfi seçimlere bırakılmamalıdır.
  • Yanıtlamalar için verilen sürenin yeterli olacağı bilinmeli ve telaş edilmemelidir. Ancak yanıtlanamayan sorularda da fazla takılmamalı, diğer sorulara geçilmelidir. Zaman kaldığında tekrar o sorulara geri dönülebilir.
  • Yanıtlamalar bittiğinde testin tamamı baştan kontrol edilmelidir.
Soruları yanlış cevaplamama sebep olan tuzakları nasıl aşabilirim?
  • Önce soru okunmalıdır. Bazen soru kökü olumsuzdur. Buna çok dikkat edilmelidir.
  • Paragraf sorularında ilk önce soru kökü okunmalıdır.
  • Tercihiniz hangi puan türünde ise o puan türünde en etkili dersten çözme işlemine başlayın.
  • Bilemediğiniz soruda fazla oyalanmayın, işaret koyup zaman kalırsa o soruya tekrar dönün.
  • Uzun ve şekilli sorular daha kolaydır. Bazen doğru birden fazladır. Doğru cevabı buldum diye diğer şıkları okumamazlık yapmayın. Doğru cevabın bir yeri yoktur. Alt alta üç soruda da aynı seçenek doğru cevap olabilir.
matematik etkinlikleri etkinliklerle matematik matematik etkinlik örnekleri sbs matematik örüntü ve süslemeler eğlenceli matematik etkinlik arşivi